Hatırlayacağımız üzere gösterileri tetikleyen etken, hükümetin gelirinin yüzde 20’den fazlası yurtdışından gelen sivil toplum örgütlerini inceleme altına almayı öngören yasa tasarısıydı. AB, Gürcistan’ın bu tasarıyı kabul etmesinin AB üyeliği hedefini tehlikeye atacağını söylemişti. ABD yönetiminden de Gürcistan’a peş peşe uyarılar gelmeye devam ediyor.
Gürcistan’ın Batı ile İlişkisi ve Geçmişi
Geçen haftaki yazıda da değindiğimiz üzere, bu tasarı, Gürcistan’daki toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlamıyor. Sadece yabancı fonlu örgütlerin denetim altına alınmasını öngörüyor ve bu kadarı bile ABD ve AB’nin şimşeklerini çekmeye yetiyor. Çünkü ABD ve AB, özellikle 2000’li yılların başlarında Gürcistan’ın iç siyasetine sivil toplum örgütleri yoluyla etki etmeye alışmıştı.
Geçen hafta da yazdığımız üzere, Gürcistan, eski Sovyet coğrafyasında Batı yanlısı örgütler aracılığıyla ihtilal yapılarak yönetimin değiştirildiği (yani, “renkli devrim” yapılan) ilk ülkeydi. Gürcistan’ın eski lideri Mihail Saakaşvili’nin iktidara gelmesi “Gül Devrimi” olarak adlandırılmıştı.
Saakaşvili’nin iktidarı sırasında Gürcistan, ABD’nin örnek gösterdiği bir “model ülke” olmuş ve Batı yanlısı politikalarıyla dikkat çekmişti. Ancak sonraki yönetimlerde Rusya’ya yakınlaşmaları ve Batı’nın etkisini azaltmaya çalışmaları nedeniyle Batı ile ilişkileri gerginleşti.
Gürcistan’daki gelişmeler, bölgesel denge üzerinde de etkili olabilir. Gürcistan’ın Batı yanlısı kesimlere geri dönmesi, Ermenistan gibi diğer ülkelerin de Batı’ya yaklaşmasını hızlandırabilir. Bu durum bölgedeki siyasi dengeleri etkileyebilir.
