Karahantepe’de yeni heykeller ve ritüel alanları gün yüzüne çıktı

Karahantepe ve Göbeklitepe arasındaki bilimsel yolculuk, Şanlıurfa’nın arkeolojik zenginliğini bir kez daha tüm dünyaya hatırlatıyor. Projenin 5. yılına yaklaşırken elde edilen veriler, bölgenin ilk yerleşimlerinin MÖ 9600’lere uzanan derin geçmişini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bizler, bu büyük dönüşüm sürecini ve bölgenin kıdemli yerleşimlerinin etkileşimini ayrıntılı olarak ele alarak, okuyucularımıza hem arkeolojik bulguların anlamını hem de bu bulguların günümüz bilim ve kültür dünyasına katkılarını sunuyoruz.

Proje kapsamında şimdiye kadar toplam 12 arkeolojik alanda yürütülen çalışmaların bulguları, yalnızca Göbeklitepe ya da Karahantepe merkezli bir anlatıyı aşan, bölgenin geniş kapasiteli tarihini ortaya koyuyor. Karul’un ifade ettiği gibi, Harran Ovası’nın doğusunda Sefertepe, Karahantepe ve Harbetsuvan; kuzeyde Göbeklitepe; batıda Ayanlar, Yoğunburç, Sayburç, Çakmaktepe ve Mendik; ovanın kenarındaki Gürcütepe gibi yerleşimler, neolitik dönemin çok katmanlı ve çok akışkan bir süreçle şekillendiğini gösteriyor. Bu yerleşimlerden elde edilen tarihler, ilk yerleşimlerin yaklaşık MÖ 9600 yıllarında başladığını ve yaklaşık 1500 yıl boyunca süreklilik kazandığını işaret ediyor. Ayrıca toplumlar, başlangıçta avcı-toplayıcı yaşam tarzını sürdürürken, zamanla hayvanları evcilleştirme ve tarıma yönelme gibi üretici bir dönüşüm yaşayarak yerleşik hayata geçiş sürecini tamamlıyorlar.

T biçimli heykeller ve anıtsal yapıların yaygınlaşması, Taş Tepeler Projesi’nin kilit bulguları arasında yer alıyor. Göbeklitepe’deki T biçimli dikilitaşlar ile karşılaştırıldığında, bölgenin tamamına yayılan bu görsel dil, sadece Göbeklitepe’ye özgü bir motif değil; bölgede benimsenmiş bir mimari ve sanatsal üretim pratiğini işaret ediyor. Karul, Sefertepe ve Sayburç gibi yerleşimlerin gömüt kültürüyle birlikte, Çakmaktepe ve Mendik’in bölgedeki ilk köyleşme örneklerini oluşturduğunu belirtiyor. Gürcütepe ise tarım toplumlarına geçiş sürecinin son aşamalarını ve eril sembollerin yerini kadın heykelciklerine bıraktığı toplumsal dönüşümün izlerini taşıyor.

Neolitik dönemin katalogları ve uluslararası tanınırlık açısından da önemli gelişmeler yaşanıyor. Şanlıurfa Müzesi’ndeki neolitik çağ eserlerine yer verilen Türkçe-İngilizce ve İspanyolca kataloglar ile Neolithic in Türkiye adlı çalışmalar, bölgenin bilim dünyasındaki görünürlüğünü artırıyor. Ayrıca geçen yıl Dünya Neolitik Kongresi’nde, Karahantepe’nin 5. Şangay Arkeoloji Forumu’nda dünyanın en önemli projelerinden biri olarak gösterilmesi, projenin kısa sürede küreselel etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bu tür entelektüel ve kültürel etkileşimler, bölgenin arkeolojik mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıyor.

Serbest sergiyle keşifler genişliyor ve 500’den fazla buluntu arasından seçilen 29 eser, 2025 yılına ait yeni tartışmaları ve bulguları gündeme taşıyor. Sergide yer alan heykeller, gömüt içindeki ritüelleri ve ölülerle kurulan ilişkinin tarihsel bağlamını somut olarak açığa çıkarıyor. Karul’un aktardığı gibi, Sayburç’ta bulunan kaburgaları vurgulanan ve dikiş izleri taşıyan bir heykel ile Karahantepe’de bulunan 2.45 metre yüksekliğindeki ünlü heykelin karşısında, muhtemelen genç bir bireyi betimleyen başka bir figürün sergide dikkat çektiği belirtiliyor. Ayrıca, oturur konumda ve göğsünde kaburgalar belirgin olan bir heykel ile diğer benzeri buluntular, ritüellerin somut ifadelerini sunuyor ve mekân içindeki akışkanlığın izlerini sürüyor.

Mimari yenilikler ve ritüel mekânları, sergideki buluntular arasında özellikle dikkat çekiyor. Karul’un ifadesiyle, karşısında bir yarım ay oluşturan ve üç basamaklı sekilerle dikkat çeken yapı, daha önce bilinmeyen bir mimari formunu işaret ediyor. Dikilitaşların simetrik yerleşimiyle çevrili büyük taş platformlar ve geniş yassı taşlarla oluşturulmuş sekiler, topluluklar arasındaki etkileşimi ve topluluklar arası inşa süreçlerini yeniden yorumlama gerekliliğini ortaya koyuyor. Bu yapıların bitişiğinde yer alan dikdörtgen planlı diğer bir yapı ile mekânın içine doğru uzanan bir kanalın varlığı, sıvı ritüellerinin gerçekleştirilmesinin doğrudan mekânsal bağlamını gösteriyor.

Taş Tepeler Projesi’nin güncel sonuçları, sadece arkeolojik bulguların ötesinde, toplumların nasıl dönüştüğünü, üretici topluluklara nasıl geçiş yaptığını ve bu süreçlerin günümüzdeki kültürel mirasa nasıl yansıdığını gösteriyor. Eserler ve buluntular, bölgede emeğe, ilişkilere ve ritüellere yüklenen anlamları derinleştirerek, neolitik dönemin yaşam biçimlerini ve toplumsal yapısını daha net bir şekilde anlamamızı sağlıyor. Bu yönüyle proje, yalnızca geçmişi aydınlatmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüz toplumlarının tarihsel köklerini kavramasına ve kültürel mirasını korumasına katkı sunuyor. Sonuç olarak Taş Tepeler Projesi, bölgede begon yüzyıllar boyunca süregelen bir dönüşüm sürecinin merkezinde yer alıyor ve bu dönüşümün günümüz dünyasına etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Gelecek yıllarda da devam edecek olan saha çalışmaları ve çok disiplinli analizlerle, neolitik çağın bu bölgedeki ağırlığı ve etkisi daha da derinleşecek; yeni buluntular, yeni anlatılar ve yeni sorularla arkeoloji literatürüne zenginlik katacak.